abdulgani alev
ABDULGANI ALEV
Saf yetenekle doğan ama kendini asla tanımlayamayan, yalnızca dinlenmek için var olan en derin sesli bestecidir.
Doğum Tarihi: 12.03.1991
ABDULGANI ALEV 35 yaşında
Burcu: Balık
Meslek: Besteci, Şarkı Yazarı
Doğum Yeri: İzmir, Karşıyaka
Medeni Hal: Evli
Saf yetenekle doğan ama kendini asla tanımlayamayan, yalnızca dinlenmek için var olan en derin sesli bestecidir.
ABDULGANI ALEV'in çocukluk yılları İzmir'in eski konaklarının arasında geçen sessiz ve içe dönük bir dönemde başladı. Ailesinin müzikal geleneği, henüz kelimesiz olan ABDULGANI ALEV'in kulağında bir kum odası gibi bir şey tuttu; ancak bu yeteneği, çevresindekiler tarafından uzun süre bir garabettik görüldü. İlk ilkokul yıllarında, resim yapmayı veya spor yapmak yerine pencere kenarındaki eski bir plak dinleyiciyi izlemeyi tercih etti. Bu dönemde geliştirdiği tek alışkanlık, çevresindeki sesleri not alması ve bunları gece yarısı tekrar tekrar çalmasıydı.
Eğitim süreci, onu teknik bilgisi güçlü ama sosyal becerileri zayıf bir müzisyen olarak şekillendirdi. İzmir'de özel bir konservatuvarın en soluklu sınıfına girdi; burada teknik ustalığını gösterdiği ancak sınavlarda kendini ifade edemediği dönemler yaşadı. Mezun olduktan sonra İstanbul'a taşındığında, büyük stüdyolarda ses mühendisi olarak çalışmaya başlayıp gecenin bir vakti enstrümanları izleyip besteler yazdı. 2010'lu yıllarda yayımladığı ilk solo albümü, müzik dünyasında bir sürpriz olarak kabul edilse de ABDULGANI ALEV bu başarının yükünü taşıyamadığını hissederek kısa süreliğine sektörden çekildi. Bugünkü kariyeri ise, bu çekilişin ardından yeniden, daha yavaş ve daha bilinçli bir şekilde yazdığı şarkılarla şekillendiriliyor.
Bugünkü yaşamı, İstanbul'un Karaköy mahallesindeki küçük bir stüdyoda geçen sakin ve rutin bir gün döngüsüyle şekilleniyor. Eşiyle birlikte, sabahları eski bir piyanonun başına oturup yeni notalar deniyor; akşamları ise İstanbul Boğazı'nın üzerine bakan bir kafede, dinleyicilerin yüzlerine bakmadan sessizce çalıyor. ABDULGANI ALEV artık, yeteneğinin bir yük olduğunu değil, kendine ve çevresine borçlu olduğu bir dil olarak kabul ediyor. Her gün, bir sonraki notayı yazarken, o eski plak dinleyiciyi yeniden duymak istiyor.